O sırada gerçek anlamda hepimiz büyüdük. James Cameron’ın uzun zamandır beklenen (13 yıl kadar hem de) Avatar: Suyun Yolu (James Cameron, ABD, 2022) filmi nihayet vizyona girdi. Bu devam filmi ana karakterlerine gerekli özeni göstermediği gibi tıpkı bir kamyon devrilmiş ve altında kalmışız gibi üç saat boyunca son dakikalarına kadar yeni bir yan olay ya da karakteri hikayenin ortasına atmaktan geri durmuyor.
Gerçekten bakış açısı itibariyle “bitse de gitsek” kıvamında sabır sınayan bir devam filmi. Hani büyük bütçeli yapımların afişlerinde filmin karakterlerinden çok “Şaşırtıcı!”, “Nefessiz izlenecek bir hikaye!” gibi ibareleri görürsünüz ya. Bunların hepsini alın ve tam tersi çevirin. Beklentilerimizi boşa çıkaran bu hikaye tüm zamanların en çok hasılat yapan filminin merakla beklenen devam filmi için sanılanın aksine inanılmaz hantal, mizah duygusu neredeyse olmayan, teknoloji güdümlü bir fantastik ağıt olarak karşımıza çıkıyor.

Uzak dünya Pandora’da Jake Sully (Sam Worthington), uzaylı avatarında yaşamak için insan bedeninden vazgeçtikten sonra Neytiri (Zoe Saldaña) ile bir aile kurarak artık Pandoralı olmuştur. Dünya’dan “hava insanları” kavga çıkarmaya geldiğinde, Sully’ler her şeyi bir kenara bırakıp su kabilelerinin yaşadığı uzak takımadalara kaçmak zorunda kalır. Burada ağaca sarılan yaşam tarzlarından vazgeçmeli ve daha kalın kuyruklu ve biraz daha turkuaz olan resif insanlarının adetlerini öğrenmelidirler.
Metkayina kabilesi, Tonowari (Cliff Curtis) ve onun partneri Ronal (Kate Winslet) tarafından yönetiliyor. Kabile ilk etapta misafirlerin buraya ayak uydurmakta zorlanacağını düşünse de, -ki iki grubun çocukları arasında bir gerilim yaşanıyor- pek çok gençlik filminden aşina olduğumuz gibi hikaye çekişmelere ve hemen ardından kaçınılmaz sıkıcı kardeşlik bağlarına zemin hazırlıyor. Kahramanlarımız bu yeni alanda ortamın bir getirisi olarak artık kanatlılara değil su canlılarının üzerine binmeyi öğreniyorlar. Star Trek yaratıcılarının Ejderhanı Nasıl Eğitirsin filmine dahil olduklarını düşünün. Acımasız gibi görünüyor bu benzetmeler ama gerçekten bu kadar klişe metotlar da yani artık izleyiciyi çok da ciddiye almadıklarını gösteriyor gibi. “Biz harika bir şey yaptık ama siz anlamadınız”. Tamam… Evlerini terk etmek zorunda kalan Sully’ler için başarının ortasına bir dram yerleşmesi gerekiyordur ki, burada imdada yaralı, balina benzeri bir su canlısı yetişir. Sully’lerin oğullarından Lo’ak (Britain Dalton) bu yaratıkla kendi melezliği ve bunun üzerine yaşadığı dışlanmışlık özelinde bir bağ kurar. Ama tabii bunu da öyle bir detaylıca görmüyorsunuz. Birkaç genç karakterin atışması üzerinden ta buralara geliyoruz. Yani öncesinde hikayeyi taşıyacak bir zemin yok. Zaten bu karmaşa içinde bunu yakaladıysanız ne mutlu size! Free Willy (1993) is that you? Şıp şıp şıp. İzel’in hit şarkısı “Hasretim”in, “Ay aman denizleri aş da gel kurbanın olam” sözleri kafamda dönüyor o sırada.
Filmde inanılmaz şekilde güzel olabilecek ve açıldığında budur denilecek alanlar elbette var. Ama ne yazık ki ne diyaloglar ne de orman aşığı James Cameron’ın kendisi su insanlarına karşı hikayeyi çevirmekten öte duruyor. Ev sahibi bu insanlar gerçekten taşlaşmış gibiler. Var ama yoklar. Ne yapıyorlar, nasıl yaşıyorlar, onları orada tutan şey ne? Çok sevdiğim Ronald Neame’nin (harika bir açılış sahnesi vardır) 1972 yapımı “The Poseidon Adventure”ı ile 1997 yapımı Cameron filmi “Titanic”in ruhu itibariyle bu devam filminde iç içe geçtiğini düşünün. İlk yarı bir filmden ikinci yarı diğer filmden. Hava insanları Jake Sully’nin peşindedir ve her şeyi yok etmek, sonrasında Pandora’nın doğasını katledip nimetlerinden faydalanmak istemektedir. Filmin ana çatışması bile teknik açıdan inanılmaz şekilde hatalı işleniyor. Gerçekten o sırada Dünya’da ne oluyor ve hava insanları gönderdikçe nasıl geri geliyor? Bunu asla görmediğiniz gibi tükenmiş bir Dünya sonrası hikayede keşfedilen bu yeni dünya, peşini bırakmadığı yaralı bir aşık gibi neden Jake Sully’nin peşinde? Onun peşindeyken de ortalık tabii büyük bir yıkımdan geçiyor. Ama burası yeni Dünyamız burada yaşamak istiyoruz.
Ortada kolonyal bir süreç var; bu bile başlı başına inanılmaz geniş bir hikayeyken bunu inanılmaz dar bir açıdan görüyorsunuz. İlk film bu anlamda meselesi itibariyle çok daha net bir olay örgüsü ve buna uygun teknik anlatıyla geliyordu. Filmin bu açıdan bakınca daha vizyona bile girmemişken 3D ve IMAX üzerinden inanılmaz boyutlarda pazarlanması ya da anti-sömürgeci bir vizyon ile iklim adaleti için çeşitli reklam filmlerinde kullanılması vs. filme ayrılan bütçe ve yönetmenin bu bütçeyi harcama zorunluluğunu, kısacası ortadaki muhasebeyi düşününce boşa düşüyor. Yönetmen artık bu noktada bir hikaye anlatıcısı değil muhasebeci rolüne giriyor. Teknik olarak kesinlikle sinema alanında bir hiç olan, yılda birkaç filme hizmet eden ölü bir yatırım olan IMAX ya da 3D deneyimi işin içine girince bazı sahnelerin neden eklendiği, hikayeyle ilişkisi ya da o sahnelere ayrılan süreyi bir kez daha düşünmek gerekiyor.
Bu makele ilk olarak 20 Aralık 2022 tarihinde dadanizm.com adresinde yayınlanmıştır.
Comments